25 Şubat 2009 Çarşamba

Kırkpınar Şenlikleri
Edirne'nin geleneksel yağlı güreşi Kırkpınar, yalnızca bir güreş olayı değil, kentte yaşamı da etkileyen bir olaydır. 2005 yılında 644'üncüsü yapılan Kırkpınar güreşleri efsanevi bir kökene dayanır. Bu bölümde Kırkpınar Etkinliği, tarihi geçmişi, gelenekleri, söylenceleri ve günümüzdeki konumuyla değerlendirilecektir.
Kırkpınar Söylencesi
Orhan Gazi'nin Rumeli'yi ele geçirmek amacıyla düzenlediği seferler sırasında, kardeşi Süleyman Paşa 40 askerle Domuzhisarı üstünde yürür. Salla karşı kıyıya geçerler. Domuzhisarı'nı ele geçirirler. Öbür hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü birlik geri döner.İşte bu sefer sırasında gruptaki askerler, mola verdikleri her yerde güreşe tutuşurlarmış, bu birlikten iki yiğitin tutuştukları güreşte ise bir türlü kazanan olmazmış. Önce şimdi Yunanistan sınırlar içindeki Samona'da güreşe tutuşmuşlar,günlerce süren güreşte çiftin yenişememiş. Daha sonra, Hıdrellez gününde, Ahırköy çayırında(bazılarına göre Edirne'ye 17 km. ötede Ortaköy Şosesi üzerlerinde), aynı çift yeniden güreşe tutuşmuş.Sabahtan geceyarısına değin süren güreşte, ikisi de solukları kesilip çayıra yığılıp kalmış, vefat etmişler.Arkadaşları da onları bir incir ağacı altına gömmüş.
[Sayfa Başı]
Yılllar sonra çıktıkları bir başka seferde arkadaşlarının mezarı başına gelen savaşçılar, burada akan gür bir pınar görürler. Halk orada yatanların "Kırklardan" (ermiş) olduğuna inanır. Yöreyi Kırkpınar diye adlandırır. Bir söylenceye göre de, oraya ayak basanlar 40 kişi olduklarından adı Kırkpınar kalmıştır. Sonraki yıllarda aynı yerde ölen kişilerin anısına güreş tutulmaya başlanmıştır. Zamanla gelenekselleşmiş ve Kırkpınar Yağlı güreşlerine dönüşmüştür.
Bir başka Kırkpınar değerlendirmesi de; bu güreşlerin, Türkler Edirne'yi almadan yüz yıl önce Rumeli'ye geçen Sarı Saltuk tarafından oralara taşındığı ve Türklerin sonradan Sultan I.Murat döneminde bu güreşlere sahip çıktığı yönündedir.
[Sayfa Başı]
Cumhuriyet Döneminde Kırkpınar Güreşleri
Kırkpınar Güreşleri, önce Balkan Savaşları; sonra I.Dünya Savaşı ve Yunan İşgali nedeniyle sınırlarımızın geçirdiği değişiklikler yüzünden asıl yerinde (Yunanistan'ın Samona Köyü Merası) ve kendi düzeninde yapılamazken, bir süre, Edirne dışında kalan ve Virantekke denilen yerde gerçekleştirilmiştir.
Cumhuriyet sonrasında (1924) ise, Kırkpınar adıyla değilse bile, ilk güreşler; dönemin Edirne Milli Eğitim Müdürü İsmail Habib Sevük tarafından, Türk Ocağı'na yardım amacıyla ve Sarayiçi'nde düzenlenmiştir.
Sonra bir süre Kırkpınar ağaları tarafından düzenlenen güreşler, izleyen yıllarda, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay yöneticileri tarafından kurum yararına gerçekleştirilmiş; 1946 yılında Edirne Belediyesine geçmiştir.
[Sayfa Başı]
Kırkpınar Güreşlerinde Ne Nedir?
Kırkpınar Etkinliklerinin vazgeçilmez unsurları şunlardır:
Kırkpınar Ağaları
Eskiden güreşler ağanın denetiminde yapılırdı. Kırkpınar Güreşlerinin en ilginç yönü Kırkpınar ağalığıdır.Pehlivanları çağıran, yarışmaları düzenleyen, gelen konukları ağırlayan, yemek ve yatacak yerlerini temin eden, örf ve adetlere uygun olarak güreşlerin yapılmasını sağlayan , ödüller veren ve güvenlik düzeni alan yetkilidir.
1950 yılından bugüne kadar Kırkpınar ağaları şunlardır:
[Sayfa Başı]
YILI
KIRKPINAR AĞASI
1950
Edirneli Murat Şener
1951
Edirneli Murat Şener
1952
Edirneli Murat Şener
1953
Edirneli Nurettin Manyas
1954
Edirneli Yaşar Yardımcı
1955
Edirneli Mehmet Çardaktan
1956
Edirneli İbrahim Bildik
1957
Edirneli Hüseyin Özakıncı
1958
Edirneli Ahmet Merter
1959
Edirneli Ahmet Merter
1960
Edirneli Salim Doğramacılar
1961
Edirneli Hilmi Atakan
1962
Edirneli Muhittin Ağaoğulları
1963
Edirneli Ali Rıza Keleşoğlu
1964
Edirneli Hasan Vatan
1965
Edirneli Hakkı Meriç
1966
Edirneli Muzaffer Bilge
1967
Çanakkaleli Muzaffer Şahin
1968
Çanakkaleli Muzaffer Şahin
1969
Karamürselli Gazanfer Bilge
1970
Karamürselli Gazanfer Bilge
1971
İstanbullu Celal Hacı Eyüboğlu
1972
Babaeskili Doğan Görkey
1973
Tokatlı Hamit Kaplan
1974
Samsunlu Şevki Alan
1975
Akyazılı Zülküf Karabulut
1976
Akyazılı Zülküf Karabulut
1977
Edirneli Murat Şener
1978
Tekirdağlı Sebahattin Tekcan
1979
Bandırmalı Süleyman Özmercan
1980
Edirneli Cemal Pul
1981
Edirneli Mehmet İriş
1982
Edirneli Ali Ayağ
1983
Edirneli Ali Ayağ
1984
İstanbullu Mustafa Bilgin
1985
İstanbullu Mustafa Bilgin
1986
İstanbullu Halil Kılıçoğlu
1987
Samsunlu Hasbi Menteşeoğlu
1988
Bursalı İbrahim Çayla
1989
Malatyalı Kemal Özkan
1990
Çanakkaleli Murat Köse
1991
Bayburtlu Alper Yazoğlu
1992
Bayburtlu Alper Yazoğlu
1993
Bayburtlu Alper Yazoğlu
1994
İstanbullu Oğuzhan Bilgin
1995
Tokatlı Hüseyin Şahin
1996
Tokatlı Hüseyin Şahin
1997
Tokatlı Hüseyin Şahin
1998
Tokatlı Hüseyin Şahin
1999
Babaeskili Ayhan Sezer
2000
Emin Doğnasoy
2001
Mustafa Saruhan Adına Oğlu Murat Saruhan
2002
Mardinli M.Sait Yavuz
2003
Necdet Çakır
2004
Edirneli Mustafa Altunhan
2005
İzmitli Adem Tüysüz
2006
İzmitli Adem Tüysüz
[Sayfa Başı]
Başpehlivan
Kırkpınar'ın en büyük ödülünü Başpehlivan alır ve bir yıl süreyle Türkiye Başpehlivanı ünvanını elinde tutar. Bu ünvanı üç yıl arka arkaya koruduğu takdirde Altın kemerin sahibi olur. Diğer kategorilerde birinci olanlara ve dereceye giren pehlivanlara verilen ödül ise özendirme niteliğindedir. Pehlivan ödülü para olacağı gibidir. Eski yıllarda Başpehlivana deve, baş-altı pehlivanına boğa, büyük-orta ya kısrak, diğer boylara da bunlara benzer ödüller verilirdi.
Cumhuriyet döneminde Kırkpınar başpehlivanları şunlardır:
[Sayfa Başı]
YILI
KIRKPINAR BAŞPEHLİVANI
1924
Arnavut Benli Abdullah
1925
Geçkinli Yusuf Pehlivan
1926
Edirneli Kara Emin
1927
Manisalı Rıfat
1928
Kandıralı Kayakçı Ahmet
1929
Gastirvalı Mülayim Pehlivan
1930
Bandırmalı Kara Ali
1931
Bandırmalı Kara Ali
1932
Bandırmalı Kara Ali
1933
Bandırmalı Kara Ali
1934
Gastivarlı Mülayim Pehlivan İle Tekirdağlı Hüseyin Alkaya
1935
Tekirdağlı Hüseyin Alkaya
1936
Tekirdağlı Hüseyin Alkaya
1937
Tekirdağlı Hüseyin Alkaya
1938
Tekirdağlı Hüseyin Alkaya
1939
Tekirdağlı Hüseyin Alkaya
1940
Tekirdağlı Hüseyin Alkaya
1941
Tekirdağlı Hüseyin Alkaya
1942
Kurtdereli Mehmet
1943
Babaeskili İbrahim Esdi
1944
Hayrabolulu Süleyman
1945
Babaeskili İbrahim Esdi
1946
Sındırgılı Şerif Pehlivan
1947
Düzceli Çolak İsmail Atay İle Hayrabolulu Süleyman
1948
Kuleli Mustafa Pehlivan
1949
Sındırgılı Şerif Pehlivan
1950
Hayrabolulu Süleyman
1951
İzmitli İrfan Atan
1952
Balıkesirli Tarzan Mehmet
1953
İzmitli İrfan Atan
1954
Samsunlu İbrahim Karabacak
1955
İzmitli İrfan Atan
1956
Samsunlu İbrahim Karabacak
1957
Bandırmalı Hasan Acar
1958
İzmitli Adil Atan
1959
Samsunlu İbtahim Karabacak
1960
Samsunlu İbtahim Karabacak
1961
Sındırgılı Mehmet Ali Yağcı
1962
İzmirli Kara Ali Çelik İle Sındırgılı Mehmet Ali Yağcı
1963
Adapazarlı Sezai Kanmaz
1964
Sındırgılı Mehmet Ali Yağcı
1965
İzmirli Kara Ali Çelik
1966
Ordulu Mustafa Bük
1967
Ordulu Mustafa Büku
1968
Ordulu Mustafa Bük
1969
Babaeskili Nazmi Uzun
1970
İzmirli Kara Ali Çelik İle Karamürselli Aydın Demir
1971
Hasan Şahin
1972
Arap Mustafa Yıldız
1973
Ordulu Davut Yılmaz
1974
İzmirli Kara Ali Çelik
1975
Yarıda Kaldı
1976
Karamürselli Aydın Demir
1977
Karamürselli Aydın Demir
1978
Karamürselli Aydın Demir
1979
Sabri Demir
1980
Muğlalı Mehmet Güçlü
1981
Arap Mustafa Yılmaz
1982
Denizlili Hüseyin Çokal
1983
Denizlili Hüseyin Çokal
1984
Denizlili Hüseyin Çokal
1985
Sabri Acar
1986
İbrahim Gümüş
1987
Recep Kılıç
1988
Recep Gürbüz
1989
Saffet Kayalı
1990
Karamürselli Ahmet Taşçı
1991
Karamürselli Ahmet Taşçı
1992
Karamürselli Ahmet Taşçı
1993
Karamürselli Ahmet Taşçı
1994
Karamürselli Ahmet Taşçı
1995
Karamürselli Ahmet Taşçı
1996
Karamürselli Ahmet Taşçı
1997
Karamürselli Ahmet Taşçı
1998
Cengiz Elbeyi
1999
Karamürselli Ahmet Taşçı
2000
Karamürselli Ahmet Taşçı
2001
Ankaralı Vedat Ergin
2002
Hasan Tuna
2003
Kenan Şimşek
2004
Samsunlu Recep Kara
2005
Karamürselli Ahmet Taşçı
2006
Antalyalı Osman Aynur
[Sayfa Başı]
Cazgır
Yağlı güreşte pehlivanları seyircilere tanıtan, güreşe başlatan kişiye Cazgır veya Salavatçı denir.Cazgır hakem heyetinin eşleştirdiği pehlivanların adlarını, sanlarını, oyunlardaki hünerlerini, uygun mısra ve dualarla tanıtır.
Yağlanma
Güreşler, kavranması güç olsun diye, pehlivanlar güreş meydanının uygun bir yerinde yağ ve su ile doldurulmuş kazanların etrafında yağlanırlar. Pehlivanlar önce sağ el ile sol omuza, göğüse, kol ve kispete yağ sürerler, daha sonra sol el ile aynı işlemi yaparlar. Güreş başladıktan sonra pehlivanlar çayırda dolaşan ibrikçilerden diledikleri zaman yağ ve su alabilirler.
[Sayfa Başı]
Peşrev
Peşrev, bir ısınma ve kültür-fizik hareketidir. Ahenkli bir şekilde yapılan bu hareketler, seyircilerin zevkini okşar, pehlivanın moralini yükseltir. Pehlivan peşrev ile nefesini, kaslarını ve kalbini biraz sonra başlayacak olan mücadeleye hazırlar.
Güreşmek üzere hakem heyeti önüne gelmiş pehlivanların cazgır tarafında takdimi ve duası yapıldıktan sonra verdiği işaretle, çalınmaya başlayan davulların ve zurnaların nağmeleri arasında pehlivanlar ahenkli bir şekilde ellerini ve kollarını sallayarak peşreve başlarlar. Peşrevde üç kez ileri, üç kez de geri gidişten sonra yere sol diz ile çökülerek önce sağ el yere , dize , dudağa ve alına üç defa değdirilir. Hatta bazıları tarafından bir ot koparılarak ağza alınır ve ısırılır. Bu merasim bittikten sonra tekrar sıçrayarak arada sırada Hayda bre pehlivan diye bağırılır. Karşılıklı gidiş ve gelişten sonra hasmın paçaları yoklanır ve sırtı sıvazlanır, enseler bağlanır, eller tutuşur ve birkaç defa sallanılır, güreşe böylece girilmiş olur.
[Sayfa Başı]
Kispet
Yağlı güreşe çıkan her pehlivanın güreş malzemesinin başında Kispet gelir. Manda, dana ve malak derisinden yapılan kispetin bel kısmı dört parmak genişliğinde ve kalın olur. Beli sarması için kalın ip geçirilir ,bu kısma Kasnak denir. Kispetin diz kapağının altına gelen yere Paça denir. Paça ile baldır arasına Paçabent denilen keçe konur , deri kısım keçenin üzerine çekilir ve üzeri sicimle sıkıca bağlanır. Sıkı bağlanmayan paçadan içeri giren parmaklar sayesinde oyun almak kolaylaşır.
Zembil
Kispetler Zembil adı verilen sazdan bittiğinde kispet temizlenir derisinin kurumaması için yağlanır ve bir sonraki güreşe hazırlık yapmak üzere zembile konur. Güreşi bırakan pehlivan zembilini duvara asarak bir daha güreşmeyeceğini anlatmak ister.
[Sayfa Başı]
Davul ve Zurna
Kırkpınar da davul ve zurnacılık belli gruplara açık artırma ile verilir. Davul ve zurnalar eşliğinde güreşçiler Tutuş'a çağrılır ve güreş havaları ile hem pehlivanlar, hem de seyirciler coşturulur.
Kırmızı Dipli Mum
Kırmızı dipli mum bildiğimiz parafin mumların dip tarafına kırmızı boya sürülmüş olanıdır. Kırkpınar ağalığını yüklenen kişiler Mart ayı başından itibaren köylere, kasabalara, şehirlere Mühürlü Kırmızı Dipli Mumları göndererek panayırın ne zaman açılacağını, güreşlerin hangi tarihte yapılacağını bildirirlerdi. Kırmızı dipli mumlar köy ve kasabaların kahvelerinin yüksekçe bir yerine asılır, böylece herkes Kırkpınar'a davet edildiklerini anlarlardı.
Yağlı Güreş Oyunları
Yağlı Güreşlerdeki oyunlar; ayakta yapılan oyunlar ve yerde yapılan oyunlar olarak maksatlarına göre , Elense, İç tırpan, dış tırpan, kaz kanadı, ayakta güreşi bağlama, budama, paça, kazık, kepçe, ters kepçe, kılıç atma, payanda, kemane, kemane çekme, kol bastı, tilki kuyruğu, köpek kuyruğu, yerde sürüme, köstek, künde (oturak kündesi, ayak kündesi, şark kündesi, bel kündesi), boyunduruk, kurt kapanı, yanbaş ve kombine oyunlar paça kazık, ellerin kenetlenmesi, sarma, cezayir sarması gibi sıralanabilir.
[Sayfa Başı]
Yağlı Güreşlerde Cezalar
Ceza gerektiren konular şunlardır :
Rakibe , hakeme veya seyircilere söz veya el kol hareketi ile hakaret etmek,
Güreş esnasında rakibi ile münakaşa etmek ,tartışmak,
Ciddi güreş yapmamak, şike yapmak.
Yağlı güreşlerde yasak oyun ve diğer yağlı güreş kurallarına uymamak, hakem uyarılarını dinlememek. Müsabakalar eleme usulü olup, yenilen elenir, kazanan devam eder.
[Sayfa Başı]
Kırkpınar Töre ve Gelenekleri
Kırkpınar Güreşlerinin kendine özgü kuralları ve töreleri vardır. Düzenleme görevi Kırkpınar Ağasındadır. Ağalık, açık arttırmada bir koça en çok para verende kalır.Ağa, güreşleri düzenler, tüm masrafları da üstlenir. "Er Meydanı" da denen Kırkpınar'da güreşçileri halka tanıtan, güreşleri halka sunmak için "peşrev" çeken, "cazgır"lar da ilginç bir görüntü sergiler.
Hıdrellez'den 20-25 gün önce Ağa, yöredeki yerleşim merkezlerine tanınmış kişi ve pehlivanlara, kırmızı dipli mumlarla çağrı gönderir. Güreşlere bir hafta kala, çevreden esnaf ve satıcılar meydanın çevresindeki işyerlerinde mallarını sergilemeye başlarlar.
[Sayfa Başı]
Günümüzde, Kırkpınar güreşlerinin tarihi, her yıl Edirne Belediyesince tespit edilerek ilan edilmektedir.Geleneklerin korunduğu güreşler, halen yürürlükte bulunan 14 Mayıs 1984 tarihli 18401 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Yağlı Güreş Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmektedir. Hakemler, kule ve meydan hakemleri olarak yönetmelik hükümlerine göre görev yaparlar. Pehlivanların kayıt işlemleri, sağlık muayeneleri ve boy ayrımları görevli hakemlerce yerine getirilir.
İlk gün hazırlık niteliğinde güreşler yapılır. Pehlivanların belden yukarıları çıplaktır. Meşin deriden "kıspet" denilen paçaları dar bir don giyerler. Yağlanıp tartıya çıkarlar. Daha sonra "cazgır" lar, onları "peşrev" çekerek tanıtır.
[Sayfa Başı]
Peşrevin ardından davul-zurna eşliğinde güreşçiler "tutuş"a davet edilir.Gelir, el sıkışır ve halkı selamlarlar. Eski pehlivanlardan Ağa'nın seçtiği hakemler güreşi izler ve kararlarını bildirirler. İlk iki günde "deste", "küçük", ve "orta" boy güreşleri yapılır. Üçüncü gün "başaltı" ve "başpehlivanlık" güreşleri yapılır.
Güreşlerin sonunda sonraki yılın Kırkpınar Ağasının belirlenmesiyle, eski ağaların çadırına gidilir. Kutlama sonucunda yeni ağanın çadırına dönülür. Tellal, cazgır, meydancı, sucu, yağcı gibi hizmet edenlere yeni ağa uygun bahşişler verir. Ödül töreninin ardından eski ağa, kapanış niteliğinde mevlit okutur.
Kırkpınar'da dereceye giren pehlivanlara çeşitli kamu kurum ve kuruluşları ile özel kişi ve kuruluşlarca çeşitli hediyeler verilir.
[Sayfa Başı]
Baş pehlivana Altın Kemer takılır. Eğer Baş pehlivan üç yıl ardarda Altın Kemer'i kazanırsa kemerin sahibi olur.
Edirne Belediyesince de ilk üç dereceye giren pehlivanlara altın, gümüş, bronz, madalya ve kategorilere göre tesbit edilen para ödülü verilir. Bunun yanısıra güreşe katılan tüm pehlivanlara yolluk ve tur ücreti ödenir.
Edirne Belediyesi Kırkpınar güreş ve şenliklerinin turistik önemini de dikkate alarak gerek yurt içi, gerekse yurtdışında da ilgi görmesi için çalışmalar yapmaktadır.
[Sayfa Başı]
Kel Aliço'nun Kırılamayan Rekoru
Cumhuriyet öncesi tespit edilebilen en uzun süreli ilk Başpehlivanı Kel Aliço'dur ve 26 yıl boyunca Kırkpınar Başpehlivanı olmuştur. Adalı Halil'in de ustası olan Kel Aliço, 1922 yılında vefat etmiş ve İpsala'nın Koyunyeri köyüne gömülmüştür.
Sert güreşleri nedeniyle "Gaddar Aliço" olarak ta anılmaktadır.
[Sayfa Başı]
Kırkpınar Oyunları'nın Özellikleri
Kırkpınar güreş oyunları belli kurallar bütünüyle bir özellik arz eder. Bu özellikler Yenme ve Yenilme Biçimleri olarak bilinir:
Yenme ve Yenilme Biçimleri
Yağlı güreşlerde şu altı durum yenmenin ve yenilmenin işareti sayılır.
Rakibi yerde çevirerek veya ayakta düşürerek SIRTÜSTÜ getirmek;
Rakibi ayaklarından yakalayarak ve tepe üstü dikerek, yani ÇİVİYUKARI yaparak sırtını yere getirmek;
Rakibi kıç üstü düşürerek veya arka üstü getirerek AÇIK DÜŞÜRMEK;
Rakibi kucaklayarak ve ayaklarını yerden keserek en az üç adım taşımak, yani TARTARAK YENMEK;
PES ETTİRMEK;
Rakibin ayağından kispetin çıkması veya boydan boya yırtılmasıyla kıspet çıkarmak.
[Sayfa Başı]

Edirne Kırkpınar Güreşleri ve Kırkpınar Şenlikleri
Ahmet Usal - ahmetusal@gmail.com
Edirne Kırkpınar Güreşleri ve Kırkpınar Şenlikleri hakkında derlenen bilgiler
Edirne Kırkpınar Güreşleri ve Kırkpınar Şenlikleri, Kırkpınar ve Yağlı Güreşler hakkında
başvuru kitabı.
Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı
2006-12-25
text
text/html
/kultur/kirkpinar.html
/kultur/pdf/Edirne_Tarihi_Kulturu.pdf
/kultur/pdf/kirkpinar.pdf
tr-TR
Global
/kultur/pdf/Edirne_Tarihi_Kulturu.pdf
/kultur/pdf/kirkpinar.pdf
Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı


-->
İçindekiler Tablosu
Kırkpınar Şenlikleri
Kırkpınar Söylencesi
Cumhuriyet Dönemi Kırkpınar
Kırkpınar Terimleri
Kırkpınar Ağaları
Başpehlivan
Cazgır
Yağlanma
Peşrev
Kispet
Zembil
Davul ve Zurna
Kırmızı Dipli Mum
Yağlı Güreş Oyunları
Yağlı Güreşlerde Cezalar
Kırkpınar Töreleri
Kel Aliço
Kırkpınar Oyunları
Yenme ve Yenilme Biçimleri
İlgili Bağlantılar
Kırkpınar Fotoğrafları
Edirne Müzeler
Edirne Fotoğrafları
Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı
Gelir İdaresi Başkanlığı
Edirne Tarihi ve Kültürü, hakkında ciltlerce yayın yapılabilecek kadar geniş kapsamlı bir konudur. Kentimizi tanıtan basılı pek çok yayın olmakla birlikte, elektronik ortamda bu tür bir belgenin eksikliğini gören Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı, bu çalışmayı yaparak, İlimizin tanıtımına küçük de olsa bir katkıda bulunmayı amaçlamıştır.
Bu siteyi oluştururken, Edirne'yi bugünü yaşadığımız bir yer olduğu kadar, geçmişimizi, eski nesillerimizi de kopması mümkün olmayan bir göbekbağıyla hissettiğimiz; canlı bir müze gibi düşündük. Bu durum, özellikle Edirne için, İstanbul ve Bursa'dan çok daha fazla geçerlidir. Güzel Edirnemiz bir metropol değildir, sanayileşme ve göç gibi nedenlerle kalabalıklaşıp büyük bir köy haline gelmemiş, tarihini ve kültürünü, düzensiz yapılaşma ve insan kalabalıklarıyla boğmamış, geçmişini günümüzde de yaşatabilecek kadar bakirliğini korumuştur. Bu yönüyle de; Osmanlı Atalarımızdan kalan en etkileyici şehir olarak kalbimizde yer etmiştir. Edirne; bir anlamda yaşayan Osmanlı'dır.
Bu çalışmanın Edirnemizi farklı ve güzel yönleriyle tanımanızda biraz olsun yardımcı olması dileğiyle...
İsmail ASLAN
Edirne Vergi Dairesi Başkanı
K A Y N A K Ç A
Edirne'de Tarih, Kültür, İnanç Turu - Ayhan Tunca - 2005
Sosyo-Ekonomik Yapısıyla Edirne - ETSO Bilimsel Yayınları - 2002
Edirne Şoför Eğitim Kitabı - Edirne Şoförler ve Otomobilciler Odası - 1994
Edirne Valiliği İl Almanağı - 2006
Edirne Camileri
Edirne'ye en erken Osmanlı Döneminden itibaren Camiler damgasını vurmuştur. İstanbul ve Bursa ile birlikte, ülkemizin en güzel Camileri Edirne'de inşa edilmiştir ve yüzyıllardır ibadete açıktırlar.
Camiler Şehri Edirne'nin tarihi eserlerini tanıtırken, ülkemizin en fazla sayıda tarihi camilerine sahip üç büyük ilinden biri olması sebebiyle; Camilerimizi apayrı bir bölümde ele almak gerekliydi.
Bu nedenle; başta kentin simgesi durumunda olan ve Edirne'nin her yerinden görülebilen Dünya Mimarlık Tarihi'nin en muhteşem eserleri arasındaki Selimiye Camisi olmak üzere; Edirnemizin büyük camileri ile II.Beyazid Camii- Külliyesi-Sağlık Müzesi gibi içinde Cami de barındıran kompleks yapıları; ayrı birer web sayfası ve pdf dökümanı olarak hazırladık. Üst menümüzün altındaki bu sayfanın PDF Belgesi seçeneğinin yanına;tüm Edirne Camilerini içeren PDF belgesini ve Edirne Camileri Fotoğraf Galerimizin linkini ekledik.
[Sayfa Başı]
Site sağ yan bloğumuzdaki İlgili Bağlantılar Başlığının üstüne de; Edirne Camileri olarak ayrı bir başlık altında; incelemesi bir sayfaya yetmeyecek büyüklükteki tüm yapılarımızın web sayfalarının bağlantılarını ekledik. Bu yapıların ana başlıkları; İçindekiler Tablomuzdan da erişilebilir durumdadır. Edirne'nin büyük Camileri ve Kompleks yapıları dışında kalan diğer camilerin tanıtımını da; içinde bulunduğunuz Edirne Camileri sayfamıza yerleştirdik. Elimizde pek bir bilgi olmayan Küçük ya da yıkık durumdaki Camilerimizi de ayrı bir web sayfası olarak istifadenize sunduk.İlgili Bağlantılar Başlığı altından da Edirne Camileri Foto Galerimize , Osmanlı Döneminde Edirne hakkında ayrıntılı bilgiye ve özellikle Küçük Camilerimizin pek çoğunu kuran kişiler olduklarından; Edirne'nin Kurucuları hakkındaki bilgilere de erişebilirsiniz.
[Sayfa Başı]
Yıldırım Beyazid Camisi
Edirne'nin XIV.yy'dan, en eski camisidir. Gerek planı gerekse sütun başlıkları yapının haç planlı bir Bizans Kilisesi olduğunu göstermektedir. Yıldırım Bayezid adına camiye dönüştürülürken (1400) temel dışında yeniden yapılmıştır.Yapım tarihini 1396 ya da 1399 olarak gösterenler de vardır.
Kilise üzerine yeniden yapılan Caminin kıblesi yapının eksenine uymadığından mihrap haç kollarından birisinin köşesine konmuş, eğimli bir görünüş almıştır. Son cemaat yerinin iki yanında tabhane odaları (gezici dervişlerin kaldığı) vardır. Günümüzdeki biçimiyle, dört Kemerli, kubbeli ve tek minareli bir camidir.
1877-78 Osmanlı - Rus Savaşı yıllarında Ruslar camiyi erzak deposu olarak kullanmışlardır. Bahçesindeki mezarlarından birinin Fatih tahta geçtiğinde Edirne Sarayı Hamamında boğdurulan Sultan II.Murat'ın şehzadelerinden Ahmet'e ait olduğu söylenir. Yeri tam olarak bilinmeyen mermerden yapılmış ve birbirine geçme küpe şeklindeki asılı iki halka nedeniyle Küpeli Cami diyenler de vardır.
[Sayfa Başı]
Beylerbeyi Camisi
Tek ve yarım kubbeden oluşan bu cami, içinde çok ilginç Türk-İslam Mezartaşı örneklerinin bulunduğu bir mezarlığa sahip olup, günümüzde de ibadete açıktır.
Hükümet Konağından Sarayiçi'ne giden caddenin sağındadır.1429'da, Sultan II.Murad döneminde Rumeli Beylerbeyi Sinaneddin Yusuf Paşa yaptırmıştır. Yan mekanlı, çokgen planlı tek kubbeli bir yapıdır. Sivri kemerli mermer Taçkapı ilginçtir. İçte büyük kemerin alt yüzünde rumi ve hatayi motifli kalem işi süslemeler göze çarpar. Son yıllarda yeniden yapılırcasına onarılmıştır.
Caminin karşısında Sinaneddin Yusuf Paşa için yapıldığı sanılan yıkık Durumda bir türbe vardır. Sekizgen planlı taş yapıda sırlı tuğla dolgular tek süs öğeleridir.
Mezarlık ortasında bulunan türbe önemli ölçüde tahrip edilmiştir. Halk Arasında bu türbenin İncili Çavuş'a ait olduğu inancı yaygındır.
[Sayfa Başı]
Gazimihal Camisi
Tunca Nehri'nin ve Gazi Mihal Beylerbeyi köprüsünün sağındadır. Mermer kapı üzerindeki yazıtta, 1422'de Mihal Bey'in yaptırdığı bildirilmektedir. Yan mekanlı (zaviyeli) camiler planındadır. Kesme taştan yapının önünde ağır payeli, beş bölümlü bir son cemaat yeri vardır. Tek kubbeli, tek minarelidir. Alçı mihrabındaki yıldızlar ve geometrik bölmelerden oluşan süsleme özgündür. Ancak, mihrabın alt bölümü su basması yüzünden oldukça bozulmuştur. Caminin kıble yönünde Gazi Mihal Bey'in mezarı bulunmaktadır.
"Yapılış tarzı pek latif, hareminde beş kubbesi olan, ayrıca kurşun örtülü bir saçağı bulunan" bir cami olarak anılır.
[Sayfa Başı]
Soğan Boğumlu Minare
Minaresi; soğan boğumlu taş külahlı örneklerin ayakta kalan tek ve en iyi olanıdır. 1953 depreminde hasar görmüştür.
[Sayfa Başı]
Mezit Bey (Yeşilce) Camisi
1440/41'de Sancakbeyi Mezit Bey yaptırmıştır. Yan mekanlı (zaviyeli) Camilerdendir. 1752 depreminden sonraki onarımda, minber eklenerek camiye dönüştürülmüştür. 1889'da yeniden onarılmıştır. Özgün mimarisi Yeşil çinilerle kaplı olduğundan Yeşilce adını almıştır. Küfeki taşından Mihrabın üst bölümünde kabartma frizi (bordürü) vardır. Yine bu bölüm de kalem işi süsleme izleri de görülür.
[Sayfa Başı]
Darülhadis Camisi
Set yolunun demiryolu köprüsü yakınından sola dönünce görülebilen Dar-ül Hadis Camisi; Sultan II.Murat döneminde medrese olarak 1434 yılında yapılmış Sultan eserlerindendir. (Bazı tarih kitapları, cami ve medresenin ayrı ayrı yapıldığını yazarlar.)
Hz. Muhammet'in Edirne'de II.Murat'a rüyasındayken yapımı için emir verdiği söylenir. Bu nedenle duaların kabul gördüğü yerlerden biri olarak bilinmektedir.
Sonradan camiye dönüştürülen Dar-ül Hadis'in yarısı 1913 yılındaki Bulgar İşgali döneminde isabet eden top mermileri nedeniyle yıkılmış, onarılmaktayken Birinci Dünya Savaşı'nda petrol ve benzin deposu olarak kullanılmıştır. Son yıllarda onarılan ve çevre düzenlemesi yapılan cami ibadete açıktır.
[Sayfa Başı]
Evliya Kasım Paşa Camisi
Aynı isimle anılan mahallede Tunca Nehri kıyısındadır.
Fatih Sultan Mehmet ve Sultan II.Beyazit dönemlerinde Rumeli Beylerbeyi olan ve daha sonraları başvezirlik yapan Kasım Paşa tarafından 1478 yılında yaptırılmıştır. Cami tek kubbeli olup tek minarelidir.
Cemaatin alınmasını sağlamak için nehre 14 basamak taş merdiven yapılmışsa da günümüzde sadece 2 basamak bulunmaktadır.
Evliya Kasım Paşa'nın mezarı da cami'nin kabristanındadır.
[Sayfa Başı]
Şahmelek (Paşa) Camisi
Gazi Mihal Köprüsü'nün Edirne yönündedir. 1429'da yapılmıştır. Mahalle mescidi olup, kesme teşten, tek kubbeli bir yapıdır. Taçkapıdaki Taş işçilik ilginçtir. İçten duvarlar rumi bordürlü altıgen çini Panolarla kaplıdır. Yer yer çinili alçı mihrap, sekizgen geçmeler, Geometrelik bordürler ve rumi motiflerle süslüdür.
Bu caminin yerinde önceleri bir medresenin bulunduğu ve ünlü hukukçulardan Molla Hüsrev'in burada müderrislik yaptığı bilinir. Camiyi Musa Çelebi'nin Veziriazamı Kör Şah Melek Paşa yaptırmıştır. Minaresi Balkan Savaşında yıkılmış olup, yeniden yapılmıştır.
[Sayfa Başı]
Edirne Merkezi Dışında Kalan Önemli Camiler ve Yapılar
İl sınırları içinde İlçelerimizde de önemli Osmanlı tarihi yapıları mevcuttur. Bunlar:
[Sayfa Başı]
Fatih Camisi (Enez Ayasofyası - Enez)
Bizans döneminden kalan yapı, oldukça büyüktür. Köşe duvarlı, haç planlı kilise grubundandır.
Yapı, Osmanlı Döneminde güneydeki kola mihrap ve minber yerleştirilerek camiye dönüştürülmüştür. Uzunlamasına gelişmiş haç planı ile Orta Bizans, dış yüzeydeki tuğla süslemeleriyle de Geç Bizans dönemi özellikleri göstermesi bakımından ilginçtir. Cami günümüzde yıkılmış durumdadır.
[Sayfa Başı]
Sokullu Külliyesi (Kasım Paşa Külliyesi - Havsa)
Havsa İlçesinde, Edirne yolundadır. 1576-1577'de Sokullu Mehmet Paşa'nın oğlu Kasım Paşa adına Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Külliye; iki kervansaray, cami, medrese, imaret, çifte hamam, tekke, köprü ve arastadan oluşuyordu. Günümüzde yalnızca cami, hamam, cami avlusuna dayalı ve ne olduğu anlaşılamayan ocaklı - nişli bir duvar, arastanın ortasında cami ile kervansarayı bağlayan dua kubbesi ve külliyeye daha sonra eklenmiş çeşme görülmektedir.
[Sayfa Başı]

Edirne Camileri-Camiler Kenti Edirne
Ahmet Usal - ahmetusal@gmail.com
Edirne Camileri-Camiler Kenti Edirne-Edirne Camileri Rehberi-Edirnenin Orta Sınıf Camileri
Edirne Camileri-Camiler Kenti Edirne-Edirne Camileri Rehberi-Edirnenin Orta Sınıf Camilerihakkında Başvuru kitabı.
Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı
2006-12-25
text
text/html
/kultur/camiler.html
/kultur/pdf/Edirne_Tarihi_Kulturu.pdf
/kultur/pdf/edirne_camileri.pdf
tr-TR
Global
/kultur/pdf/Edirne_Tarihi_Kulturu.pdf
/kultur/pdf/edirnekenti.pdf
/kultur/pdf/edirne_osmanli_donemi.pdf
/kultur/edirnekenti.html
/kultur/osmanlidonemi.html
Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı


-->
Edirne Camileri
Edirne Camileri Genel
Selimiye Camii
Beyazid Külliyesi ve Müze
Eski Cami - Ulu Cami
Muradiye Camii
Üç Şerefeli Camii
Küçük Camiler
İçindekiler Tablosu
Edirne Camileri
Yıldırım Beyazid Camisi
Beylerbeyi Camisi
Gazimihal Camisi
Mezit Bey (Yeşilce) Camisi
Darülhadis Camisi
Evliya Kasım Paşa Camisi
Şahmelek Camisi
Merkez Dışında Kalanlar
Fatih Camisi
Sokullu Külliyesi
İlgili Bağlantılar
Edirne Camileri Fotoğrafları
Osmanlı Döneminde Edirne
Padişahlar Dönemi Edirne
Edirne'nin Kurucuları
Edirne Fotoğrafları
Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı
Gelir İdaresi Başkanlığı
Edirne Tarihi ve Kültürü, hakkında ciltlerce yayın yapılabilecek kadar geniş kapsamlı bir konudur. Kentimizi tanıtan basılı pek çok yayın olmakla birlikte, elektronik ortamda bu tür bir belgenin eksikliğini gören Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı, bu çalışmayı yaparak, İlimizin tanıtımına küçük de olsa bir katkıda bulunmayı amaçlamıştır.
Bu siteyi oluştururken, Edirne'yi bugünü yaşadığımız bir yer olduğu kadar, geçmişimizi, eski nesillerimizi de kopması mümkün olmayan bir göbekbağıyla hissettiğimiz; canlı bir müze gibi düşündük. Bu durum, özellikle Edirne için, İstanbul ve Bursa'dan çok daha fazla geçerlidir. Güzel Edirnemiz bir metropol değildir, sanayileşme ve göç gibi nedenlerle kalabalıklaşıp büyük bir köy haline gelmemiş, tarihini ve kültürünü, düzensiz yapılaşma ve insan kalabalıklarıyla boğmamış, geçmişini günümüzde de yaşatabilecek kadar bakirliğini korumuştur. Bu yönüyle de; Osmanlı Atalarımızdan kalan en etkileyici şehir olarak kalbimizde yer etmiştir. Edirne; bir anlamda yaşayan Osmanlı'dır.
Bu çalışmanın Edirnemizi farklı ve güzel yönleriyle tanımanızda biraz olsun yardımcı olması dileğiyle...
İsmail ASLAN
Edirne Vergi Dairesi Başkanı
K A Y N A K Ç A
Edirne'de Tarih, Kültür, İnanç Turu - Ayhan Tunca - 2005
Sosyo-Ekonomik Yapısıyla Edirne - ETSO Bilimsel Yayınları - 2002
Edirne Şoför Eğitim Kitabı - Edirne Şoförler ve Otomobilciler Odası - 1994
Edirne Valiliği İl Almanağı - 2006
Edirne Konakları ve Evleri
Taş duvar ve sıvayla örülmüş ahşap iskelet sistemleri ile yapılırdı. Bu evler genellikle yanındaki daha yümsek saçaklara çift eğri öğe ile bağlanan bir çatıyla örtülü, az derinde kalan locanın içine yerleştirilmiş merkezi girişi ile kusursuz bir simetriye sahiptir. Balkan Yarımadasının hemen her tarafında en küçüğünden en gösterişlisine kadar bütün evlerde "hayat" denilen bölümler vardır. Oda kapılarının açıldığı yer olan bu bölüm, doğrudan evin bahçesine bakan yönde 1,5 - 2 metrelik direkler üzerine dayandırılmıştır. Hayatların sonunda bir basamak yükseklikte dört köşe bir kısım ayrılarak, tahta sedirlerle çevrilirdi.
Evin harem ve selamlıklarında büyük kapıların açıldığı bahçı kısımları olan avluların uygun bir yerinde mermer bir çeşme bulunurdu. Bazı evlerde avluların ortasında küçük havuzlar, üzerine asma sardırılmış çardaklar vardı. Harem ve Selamlık avlularından birbirine geçilecek küçük kapı bulunurdu. Geçiş yolları üzerinde bulunan kentin gelişme döneminde hem artan ekonomi ve ticaret yoğunluğunu karşılamak hem de cami ve imaretlere gelir sağlamak amacıyla bir çok han, bedesten ve çarşı inşa edildi.
1417 - 1418 yılları arasında Çelebi Sultan Mehmet tarafından Mimar Alaeddin'e Eski Cami'ye vakıf olarak bir bedesten yaptırıldı. 1569 yılında Hersekli Semiz Ali Paşa'nın Mimar Sinan'a yaptırdığı Ali Paşa Çarşısı yüzotuz dükkandan oluşmaktaydı. Çarşı üç yüz metre uzunluğunda olup, altı kapılıydı. 73 kemerli, 255 metre uzunluğunda, 124 dükkandan oluşan Arasta, Sultan III.Murat tarafından Selimiye Camisine vakıf olmak üzere Mimar Davut Ağa'ya yaptırıldı.
[Sayfa Başı]
İttihat ve Terakki Kulubü Binası(Halk Eğitim Merkezi)
Selimiye'nin doğusundaki mezarlıktan açılan kapıdan çıkarak yaklaşık 100 metre ötede, yakın tarihimizin ilginç bir dönemi sayılan İttihat ve Terakki Partisi'ne ait tarihi yapıyı görebilirsiniz. Bu örgütün en renkli lideri Talat Paşa'nın da Edirneli olduğu ve İttihat ve Terakki'nin örgütlenme sürecinde önemli yeri bulunduğu anımsanırsa; bina farklı bir ilginin de odak noktası olarak görülebilir.
[Sayfa Başı]
1916 yılında İttihat ve Terakki Kulübü olarak Edirnelilerin yardımlarıyla yapılan bu bina Osmanlı Mimari Stilinde olup mimari çizim ve düzenlemelerinde bir Edirne Sevdalısı olarak bilinen Dr. Rıfat Osman'ın imzası bulunmaktadır.
Tavan süslemeleri görsel zenginlikler sunar. Bu süslemeler evvelden Haznedar Sinan Bey'in konaklarında da bulunmaktaydı.
1918 yılında İttihat ve Terakki kapatılınca bu bina bir süre Cemaat-i İslamiye Dairesi yapılmış, 1930'da Atatürk'ün emriyle onarım görmüştür.
Bir süre Halkevi Binası olarak kullanılan bu yapı son yıllarda yaygın eğitim ve kültür etkinlikleri için hizmet vermektedir.
[Sayfa Başı]
Harbiye Kışlası
Bu binanın temeli Vali Hurşit Paşa tarafından 1870 yılında okul olarak atılmış ve Sultan Abdülaziz döneminde açılmıştır. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşında Ruslar binayı Askeri Hastahane olarak kullanmışlardır. Bina bir ara yangın geçirmiş, zamanla Muradiye yönüne başka binalar eklenmiştir.
1927-1930 yılları arası Kız İlköğretmen Okulu, 1949'dan sonra Jandarma Okulu olarak kullanılmıştır. Halk arasında Harbiye Kışlası olarak anılan bina askeri hizmetlerde kullanılmaktadır.
[Sayfa Başı]
Sanatlar Mektebi (Sanat Enstitüsü - Endüstri Meslek Lisesi)
Edirne'deki okulların en eskisidir.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda (93 Harbi) şehir sokaklarında kalan kimsesiz kız ve erkek çocukları sefaletten kurtarmak amacıyla Vali Rauf Paşa tarafından ıslahhane olarak kurulmuştur.
Şimdiki bina 1895 yılında Vali Abdurrahman Paşa tarafından yaptırılmış ve Sanayi Hamidiye adı verilmiştir.
[Sayfa Başı]
İlhan Koman Evi ve İlhan Koman Hakkında
Yontu (Heykel) Sanatımızın en değerli isimlerinden İlhan Koman'ın doğduğu evdir.
İlhan Koman'ın doğduğu Neo-Klasik üsluptaki konak, Rum mimar ve ressamlar tarafından Dr.Dimsa için 1908'de yaptırılmıştır. bir bodrum ve iki kattan oluşan yapı bir doktor evi olarak planlanmıştır ve tavan resimleri ile sıva üzerine boyamalarıyla ünlüdür.
İlhan Koman Hakkında
Bilim, sanat ve teknik arasında fantaziyle beslenmiş bir uyum ve işbirliği üreticisi, rönesans sanatçısı ve bilim adamı olarak da tanımlanan dünyanın en ünlü yontu sanatçılarından İlhan Koman, Edirneli'dir ve 1921 yılında Kaleiçi'nde doğmuştur.
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisini bitirdikten sonra Paris'te öğrencilik, İstanbul Güzel Sanatlar ve Stockholm Sanat Akademisi'nde öğretim görevliliği yapmıştır. 1986'da Stockholm'de vefat etmiştir.
[Sayfa Başı]
Hafızağa Konağı
Kereste ve inşaat malzemesi Romanya'dan getirilen bu bina sahibinin asıl adı Hafız Mehmet'tir. Bu binada İttihat ve Terakki Partisi'nin cemiyet olarak kuruluş döneminde gizli toplantılar yapıldığı ve toplantılara Talat Paşa ve İsmet (İnönü'nün) ilk subaylık döneminde katıldığı söylenir.
Türk İslam Mimarisi'nin tipik bir örneği durumundaki bina Edirne Valiliği'nce 2002 yılında onarılıp restore edilmiştir.
Şu anda Konak Edirne Kent Müzesi haline getirilmiş olup, Edirne kent tarihine ilişkin çok değerli belgeler ve eserler sergilenmektedir.
[Sayfa Başı]
Bir Sivil Mimarlık Örneği Bahai Evi (Beyaz Ev-Rıza Bey'in Evi)
Dış rengi nedeniyle Edirneliler'in Beyaz Ev dedikleri, ilk sahibi nedeniyle Rıza Bey'in Evi olarak da anılan Bahai Evi, Bahailer için kutsal sayılır. Çünkü Bahai dininin kurucusu Bahaullah bir süre bu evde kalmıştır. Aslında burası Bahaullah'ın Edirne'de kaldığı beş evden biridir.
Diğer ülkelerden burayı ziyarete gelen Bahailer burada ibadet ederler.
Ev 1992 yılında onarılarak restore edilmiştir.
[Sayfa Başı]
Bahailik Hakkında
Var olan dinler açısından bir öğreti veya tarikat kabul edilmesine karşın, sosyolojik anlamda bir din; inananlarca ise "en son din" olduğu savunulan Bahailik İran kökenli Bahaullah tarafından kurulmuştur. "Dünya tek bir vatan ve insanlar onun vatandaşlarıdır." felsefesiyle de kendini özetleyen Bahailik, Bahaullah'ı peygamber kabul eder. Ayrıca bütün peygamberleri kabul eder ve tanırlar. Hayfa'da Yüce Adalet Evi adını verdikleri merkez dışında; hemen hemen dünyanın her yerinde milli mahfeller adıyla örgütlenmişlerdir.
Değişime inanırlar. Namaz, oruç ve hac gibi ibadet kuralları vardır. Oruç her yıl 2-20 Mart günleri arasında 19 gündür. 21 Mart bayramdır. Yeni yılları Nevruz'dur. Bir dünya dini olduklarını kabul eden Bahailer için 9 sayısı kutsal olup bir yıl; 19 ay, bir ay; 19 gündür.
[Sayfa Başı]
Bahailer ve Edirne
Bahailer için Edirne ve Bahaullah'ın burada kaldığı evler kutsaldır ve buraya "Arzı Sır" veya "Sır Kenti" adını verirler. Müslümanlar için Kabe'nin anlamı neyse, Edirne de Bahailer için aynı anlmı taşır. Çünkü Bahaullah ö dönemde Osmanlıların sınırları içinde olan İran'dan 1864 yılında, önce İstanbul'a, sonra Edirne'ye gelmiş ve Edirne'de yaklaşık 4,5 yıl yaşamıştır. Ayrıca Bahailik dininin dünyaya dönük ilk duyurusunu Edirne'den yaparak; beklenen imam mehdiliğin Allah tarafından kendisine gönderildiğini buradan bildirmiştir.
2000-2001 yılları arasında Edirne'de Beyaz Evin yurt dışından gelen 3000'den fazla Bahai tarafından kendisine gönderildiğini buradan bildirmiştir.
Bahailerin Şükrü Paşa Mahallesinde mezarlıkları da vardır.
[Sayfa Başı]
Edirne Belediye Binası
Edirne Belediye Binası, Belediye hizmetlerinin verilmekte olduğu Türkiye'deki en eski binalardandır. Edirne'de Belediye örgütlenmesi 1867 yılında Edirne Valisi Hurşit Paşa döneminde gerçekleştirilmiştir.
Binanın temeli ise Belediye Başkanı Dilaver Bey tarafından 1898 yılında atılmış, değişik etkinliklerle halktan da toplanan parasal katkılarla 1900 yılında tamamlanmıştır.
Mimarı Nazif Bey'dir. On Odası, iki salonu bulunan bina iki katlıdır.
[Sayfa Başı]
Odalarından birinde 1930 yılında Edirne'yi ziyaret eden Atatürk kaldığı için O'nun anısına düzenlenmiş olup, ziyarete açıktır.
Edirne Belediye Binası, Bulgar işgalinde Belediye Meclisi'nce Bulgar Kralı Ferdinand'a "Kral Köşkü" olarak düzenlenmiştir. Benzer durum Yunan işgali döneminde de yaşanmıştır.
[Sayfa Başı]
Hurşit Paşa Hakkında
Hurşit Paşa 1866-1870 ve 1874-1875 yıllarında iki defa Edirne Valiliği görevinde bulunmuştur. Onun döneminde Adliye Dairesi ve Edirne Kalesi surları sökülerek Hastahane yapılmıştır. Ayrıca Vilayet Matbaası bu dönemde kurumuş, vilayetin ilk gazetesi çıkarılmıştır.
[Sayfa Başı]
Dilaver Bey Hakkında
1865'te Edirne'de dünyaya gelmiş, özel öğretmenlerle öğrenim görmüş, zeki, dirayetli, bilgili ve belediye başkanlığı yıllarındaki renkli kişiliği ile anılır. 1898-1903 ve 1907-1910 yıllarında iki kez belediye başkanlığı görevinde bulunmuş, 1903 yılındaki büşük Kaleiçi yangınından sonra bu semtin yeniden ve bugünkü planıyla kurulmasını gerçekleştirmiştir.
Dilaver Bey, Bulgar İşgali yıllarında gördüğü işkenceler yüzünden yakalandığı hastalıklar sonrasında 15 Nisan 1919'da vefat etmiştir. Mezarı Selimiye arkasındadır. Günümüzde Kaleiçi'nde onun adıyla anılan bir mahalle mevcuttur.
[Sayfa Başı]

Tarihi Edirne Konakları ve Evleri - Edirne'nin Tarihi Eserleri
Ahmet Usal - ahmetusal@gmail.com
Tarihi Edirne Konakları ve Evleri - Edirne'nin Tarihi Eserleri
Tarihi Edirne Konakları ve Evleri - Edirne'nin Tarihi Eserleri Başvuru kitabı.
Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı
2006-12-25
text
text/html
/kultur/konaklar.html
/kultur/pdf/Edirne_Tarihi_Kulturu.pdf
/kultur/pdf/edirne_evleri.pdf
tr-TR
Global
/kultur/pdf/Edirne_Tarihi_Kulturu.pdf
/kultur/pdf/edirnekenti.pdf
/kultur/pdf/edirne_osmanli_donemi.pdf
/kultur/pdf/edirne_semtleri.pdf
/kultur/edirnekenti.html
/kultur/osmanlidonemi.html
/kultur/semtler.html
Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı


-->
İçindekiler Tablosu
Edirne Konakları-Evleri
İttihat ve Terakki Binası
Harbiye Kışlası
Sanatlar Mektebi
İlhan Koman Evi
İlhan Koman Hakkında
Hafızağa Konağı
Bahai Evi
Bahailik Hakkında
Bahailer ve Edirne
Edirne Belediye Binası
Hurşit Paşa Hakkında
Dilaver Bey Hakkında
İlgili Bağlantılar
Edirne Fotoğrafları
Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı
Gelir İdaresi Başkanlığı
Edirne Tarihi ve Kültürü, hakkında ciltlerce yayın yapılabilecek kadar geniş kapsamlı bir konudur. Kentimizi tanıtan basılı pek çok yayın olmakla birlikte, elektronik ortamda bu tür bir belgenin eksikliğini gören Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı, bu çalışmayı yaparak, İlimizin tanıtımına küçük de olsa bir katkıda bulunmayı amaçlamıştır.
Bu siteyi oluştururken, Edirne'yi bugünü yaşadığımız bir yer olduğu kadar, geçmişimizi, eski nesillerimizi de kopması mümkün olmayan bir göbekbağıyla hissettiğimiz; canlı bir müze gibi düşündük. Bu durum, özellikle Edirne için, İstanbul ve Bursa'dan çok daha fazla geçerlidir. Güzel Edirnemiz bir metropol değildir, sanayileşme ve göç gibi nedenlerle kalabalıklaşıp büyük bir köy haline gelmemiş, tarihini ve kültürünü, düzensiz yapılaşma ve insan kalabalıklarıyla boğmamış, geçmişini günümüzde de yaşatabilecek kadar bakirliğini korumuştur. Bu yönüyle de; Osmanlı Atalarımızdan kalan en etkileyici şehir olarak kalbimizde yer etmiştir. Edirne; bir anlamda yaşayan Osmanlı'dır.
Bu çalışmanın Edirnemizi farklı ve güzel yönleriyle tanımanızda biraz olsun yardımcı olması dileğiyle...
İsmail ASLAN
Edirne Vergi Dairesi Başkanı
K A Y N A K Ç A
Edirne'de Tarih, Kültür, İnanç Turu - Ayhan Tunca - 2005
Sosyo-Ekonomik Yapısıyla Edirne - ETSO Bilimsel Yayınları - 2002
Edirne Şoför Eğitim Kitabı - Edirne Şoförler ve Otomobilciler Odası - 1994
Edirne Valiliği İl Almanağı - 2006

15 Aralık 2008 Pazartesi

Edirne'nin Semtleri - Mahalleleri

Eski Edirne Roma Döneminden itibaren gelişkin bir kent görünümüne bürünen Edirne'nin; Avrupa'nın modern bir şehri olarak yaklaşık 2000 yıllık bir tarihi vardır. Roma/Bizans ve Osmanlı Dönemlerinde kurulan semtleri ve mahalleleri günümüzde de hala yaşamaya devam etmektedir. Bu bölümde kentin uzun tarihi boyunca ortaya çıkan sözkonusu semtler ve mahalleler tanıtılmaktadır.

Kentin En Eski Semti : Kaleiçi

Eski surların kuşattığı dörtgen bir alandır. Yaklaşık 360 dönümlük bir alana yayılır. Birbirini dikine kesen sokaklarıyla dikkati çeker.

Edirne'nin fethi sırasında Kaleiçi tek yerleşim yeridir. Burada Bizans halkı, Cenevizliler ve Yahudiler oturmaktaydı.

Kaleiçi'nde Bizans döneminde 10 mahallede yaklaşık 15 bin nüfus vardı. Bizans Kiliseleri ve Tekfur Sarayı da yine buradaydı.Kenti 1653 yılında ziyaret eden Evliya Çelebi, Kale İçi'nde ikisi müslüman, dördü yahudi, onu rum olmak üzere 16 mahalle ve 360 sokak bulunduğunu yazar.

Ermenilerin Kaleiçine gelmesi 16. yüzyılın sonlarına rastlar. Horozlu Bayırı ve Kaleiçi'ne yerleşen Ermenilerin taş işçiliği ve yapı ustalığı konusundaki yetenekleri buralardaki yapılaşmaya büyük ölçüde yansımıştır. Ermenilerin Kaleiçi'ndeki evleri, onların örf ve adetlerini yansıtan şekilde olup "Cihannümalı"'dır.

Bazı kitaplar Ermenilerin Edirne'ye gelişini Celali isyanları dönemine bağlarken; Edirne'nin yerli Bulgar nüfusunun bulunmadığını belirtirler. Yani Bulgarlar sonradan gelmedir.

[Sayfa Başı]

1700 yılındaki yangında bazı kiliseler ile yeniçeri kışlası yanmış; 1903 ve 1912 yangınlarında da önceden kalan camiler ile bütün kilise ve havralar, resmi ve özel yapılar, bu arada yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra mahkeme binası olarak kullanılan Ağa Kapısı tümüyle yanmıştır. Özellikle 20. yüzyıl başlarında çıkan yangınlarla harap olan Kale İçi'nin yeni planı Fransız uzmanlarca hazırlanmış, iki katlı, bahçesiz ahşap konutlar temel alınarak semt yeniden inşa edilmiştir.

Kale İçi, Edirne'nin geleneksel Türk evini yaşatan kesimidir. Edirne Evleri, yazlık, kışlık, açık ve kapalı bölümleriyle, bahçeli evkonak, türündendir. Bunlar; 16. ve 17. yüzyıllarda ünlü sarayların çevresine serpiştirilmiş, birbirinden ayrı ağaçlıklı, çiçekli, büyüklü küçüklü yapılardır. Sokaktan duvarlarla ayrılmış olan bu yapılar, çoğunlukla bir veya iki katlıdır; harem, selamlık ve avlulardan oluşmaktadır. Çeşmeleri, değişik süslemeli havuzları, yazlık bölümlerdeki selsebilleriyle, Edirne evlerinin Türk Mimarisinde ayrı bir yerleri vardır.

[Sayfa Başı]

Aina Beldesi

Edirne'nin Hadrianopolis olarak fethedildiği dönemde şehir Kaleiçi'nde küçük bir yerleşim yeri durumundaydı. O dönemde şehrin en yakın yerindeki tek yerleşim yeri ise (kimi kitaplarda Arian olarak yazılıdır.) Aina adlı bir kasabacıktı ve şimdi bunun yerinde Edirne'nin en büyük semtlerinden Yıldırım bulunmaktadır.

Bu beldedeki en önemli tarihi eser de Kiliseyken Camiye dönüştürülen Yıldırım Camisidir. Burada ayrıca Edirne'de günümüze ulaşabilen su terazilerinden, Kaleiçi'ndeki Maarif Su terazisi dışında tek örnek olarak Yıldırım-Yeniimaret Yolu üzerindeki Bademlik Su Terazisi önemli bir tarihi yapıdır. Yanındaki çeşme tek cepheli ve hazneli olup, 1599 yılında inşa edildiği bilinmektedir.

[Sayfa Başı]

Kale Dışında Fetih'ten sonra oluşturulan Mahalleler

Edirne'nin Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait yapılarının büyük çoğunluğu bu kısımda bulunur.Zaten Edirne'nin fethinden sonra Türk - Müslüman nüfus, ağırlıklı olarak kale dışında oluşturulan bu yeni semtlerde iskan edilmişlerdir.

Kale dışında kentin yamaca doğru tırmanma imkanı bulduğu Kıyık semtinde Edirne'nin eşsiz manzarası gözler önüne serilir. Kentin; Selimiye çevresinde her biri ayrı değerli sanat eseri olan anıtlarından oluşan görüntüsünü, Tunca ve Meriç vadilerini kaplayan geniş korular çevreler ve arkalarında da Rodop Dağlarının, Tunca masifinin siluetleri ufuk çizgisini tamamlar.

[Sayfa Başı]

Tabakhane (Debhane)

Eski kalenin güneyinde, Tunca kıyısındadır. Kale dışındaki ilk semttir. Dar-Ül Hadis Medresesi bu semtteydi ve burada genellikle ulema kesimi otururdu.

Edirne'nin en eski Osmanlı mezar taşı 1416 tarihli olup, Edirne kadılığı yapmış ve 17.yüzyılın başlarında bu semtte mahallesi ve vakıf odaları görülen Mevlana Abdülkerim bin Abdülcabbar'a aittir.

[Sayfa Başı]

Kirişhane

Edirne'nin güneydoğusundadır. Kasımpaşa Burnu diye anılan Kirişhane'ye dek uzanır. Kale dışında kurulan ilk semtlerdendir. Kirişhane, özellikle Sultan II.Murat döneminde Vezir Saruca Paşa'nın eşi Gülçiçek Hatun tarafından burada bir cami ve medrese yaptırıldıktan sonra canlanmıştır. Semt Mezit Bey'in Cami ve imareti, Ali Kuşçu'nun mescidi ve daha sonraki yapılarla giderek büyümüştür. Müeyyezade Kazasker Abdurrahman Çelebi, Yavuz Sultan Selim döneminin kazaskerlerinden ve Kadızade-i Rumi'nin torunu gökbilimci Mirim Çelebi, Şair Hayali, Vize Çelebi gibi 16. yüzyılın ünlüleri adına mahalleler kurulmuş ve Tunca Nehri boyunca Edirne'nin güzel semtlerinden biri olmuştur.

[Sayfa Başı]

İstanbul Yolu - Ayşe Kadın

Kalenin aynı adı taşıyan kapısından başlayan bu semt, kentin doğusuna doğru uzanır. Bu semtin kurucuları arasında, özellikle yolun bitiminde, cami ve mahallesi ile Kadı Bedreddin, önceden kurulan mahallesi ile Ayşe Kadın ve Şarapdar Hamza Bey, Kınalızade Ali Çelebi, bu semtte bulunan Lala Şahin Paşa mezarlığında yatmaktadır. Sitti Sultan'ın aynı semtte bir cami ve saray, yine aynı yerde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın bir saray yaptırdığı, bu sarayın sonradan Mülkiye Rüştiyesi olarak kullanıldığı bilinmektedir.

[Sayfa Başı]

Kıyık (Kıyak Baba) - Buçuk Tepe

Söylenceye göre bu semt adını, Edirne'ye ilk girenlerden ve sonradan adına bir zaviye ve türbe kurulan Kıyak Baba'dan almıştır. Kentin kuzeydoğu yönünde uzanan cadde bugün de aynı adla anılmaktadır. Fetihte baruthane ile Yeniçeri ortaları burada yapılmıştır.

Kıyak Baba'nın mezarı da Kıyık Halkı tarafından yaptırılan Kıyık Camisi yanındadır.

Kıyık yönünden Edirne'ye giriş, Selimiye Camisi'nin en güzel göründüğü açılardan birini oluşturur.

Edirne'nin 104 metreyle en yüksek tepesi olan ve günümüzde mezarlık olarak kullanılan Buçuk Tepe bir isyanla ünlenmiş ve adını bu olaydan almıştır.

[Sayfa Başı]

Küçük yaşta padişah olan Fatih Sultan Mehmet döneminde, o zamanki deyimle "Tagşiş"; günümüzde ise devaülasyon denilen paranın değerini düşürme olayı ilk kez yaşanmış ve bundan kaynaklanan hayat pahalılığı Yeniçerilerin ayaklanmasına yol açmıştır.

Ancak Yeniçerilerin maaşlarına Sultan II.Murat tarafından "buçuk akçe" zam yapılıp ikna edilince isyan bastırılmış; olaydan sonra da tepenin adı Buçuk Tepe olarak kalmıştır.

Buçuk Tepe 17. yüzyıl başlarından itibaren canlanmaya başlamıştır. Arabacı Ali ve Amcazade Hüseyin Paşa'nın bahçe ve sarayları bu semtteydi. Kırım Hanlarının geçici olarak yerleştirildiği Defterdar Ahmet Paşa'nın sarayının da yine burada bulunduğu bilinmektedir.

[Sayfa Başı]

Muradiye - Menzil Ahırı - Tekke Kapı

Kentin kuzeydoğusundaki semtlerdir. Burada bulunan ve saraya bağlı olan ahırlar, menzil teşkilatı kurulunca Menzil Ahırı adını almışlardır. Sultan II.Beyazıd döneminin ünlülerinden Mirahur Ayas Bey adına da burada bir mahalle bulunmaktadır.

[Sayfa Başı]

Umurbey Mahallesi

Umurbey Mahallesi Edirne'nin eski yerleşimlerinden olup; Timurtaş Paşazade Umurbey tarafından kurulmuştur.

Kaynaklar Umurbey'in bu mahallede zamanımıza ulaşmayan bir mescit yaptırdığını yazmaktadır.

1890'lı yıllara kadar bu mahallede bütünüyle zengin aileler oturmakta ve burada ünlü konaklar bulunmaktaydı.

[Sayfa Başı]

Saraçhane - Horozlu Yokuşu

Kentin kuzeybatısındadır. Semti saraya (Saray-ı Cedid) bağlayan ve Tunca Nehri üzerinde kurulu aynı adla anılan Saraçhane Köprüsü çevresindeki yerleşmeleri kapsar. Semtte ilk yerleşimin, sarayın bostancıları olarak nitelenen Saraçhane Ocağı'nın burada oluşturulmasıyla başladığı öne sürülmektedir.

[Sayfa Başı]

Daha eski dönemlerde, 15. yüzyılın başlarında, Çelebi Sultan Mehmet'in annesi Devlet Şah Hatun'un Tunca Nehri kıyısında bir mahalle kurduğu bilinmektedir. Semtteki cami 1878 Rus işgali sırasında harap olmuştur. Saraçhane Caddesi'nin kente yakın olan kesimlerinde Beylerbeyi Sinan Paşa Camisi, hamamı ve sarayı ile sadrazamlara ayrılan bir diğer saray (Paşa Kapısı) bulunmaktaydı. Bunlardan Sadrazamlara ayrılan sarayın yerinde günümüzde Devlet Daireleri yer almaktadır.

Horozlu Yokuşu, Kale'nin büyük kulesinden Yalnızgöz Köprüsü yönüne giden yoldur. Sultan II.Selim'in ve Sokullu Mehmet Paşa'nın eşi Esma Sultan tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan cami bu semtte bulunmaktaydı. Yine aynı yerde bulunan Horozlu Medresesi (ya da Şeceriye Medresesi) Fahreddin-i Acemi tarafından yaptırılmıştı. Daha sonra, 1878'de bu Medrese'nin bulunduğu yerde Vali Kadri Paşa tarafından bir Islahhane yaptırılmıştır. Islahane çevresindeki ev ve arsaların kamulaştırılmasından sonra da aynı yerde bir okul (Sanayi Mektebi) inşa edilmiştir.

[Sayfa Başı]

Tunca Batısındaki Yerleşimler

Kale İçi ve Kale Dışındaki yerleşimlerin haricinde Edirne'deki bir diğer yerleşim alanı da kuzeybatıda Yeni İmaret, Yıldırım Semtleri ve Meriç batısında Karaağaç olmak üzere iki ana alanda toplanmıştır. Fetihten önce Kalenin karşısında Aina varoşu bulunuyordu ve muhtemelen şimdiki Karaağaç'ın yerinde de başka bir küçük yerleşme vardı.

Buralardaki vadi tabanı akarsuların kışın taşmalarına açık bulunduğu için dha çok mesire, sayfiye ve av korusu olarak kullanılmıştır. Bugün bu kısım koruluk, çayırlık ve fidanlıktır.

[Sayfa Başı]

Kentin kuzeybatısındaki Hıdırlık Tepesine doğru giderek yükselen zemin, yerleşmeye elverişli bir alandır. Burada, Bizans dönemindeki küçük varoşun yerine, Osmanlı Döneminin hızlı gelişen mahalleleri geçti. Bunlar; batıdan doğuya doğru Gazi Mihal Köprüsü ile geçilen Yıldırım Beyazit Semti, Yalnızgöz, II.Beyazıd ve Saraçhane Köprüleriyle geçilen Yeni İmaret Semti'dir. Bu mahallelerden Yıldırım Beyazit (Eski İmaret), 14. yüzyılın sonlarında, Gazi Mihal (Orta İmaret), 15. yüzyılın ilk yarısında ve Yeni İmaret(II.Beyazıd İmareti) de aynı yüzyılın sonlarında kurulmuştur. Gazi Mihal Camisi ve İmaretine Şah Melek Paşa ile eşi Bezirci Hatun'un yapı ve kurumları eklenmiş ve semt önemli bir yerleşim merkezi durumuna gelmiştir.

Yıldırım Beyazit İmareti olarak da anılan Eski İmaret'ten günümüze kalan son parça olan Mutfak(Aş Evi)Bacası da burada bulunmaktadır.

Yıldırım İmareti'nin Aş Evi, cami avlusundadır. Zamanında geniş bir topluluğa hizmet verdiği bilinir. Günümüze ulaşan tek parça bu aş evinin mutfak bacasıdır.

[Sayfa Başı]

Aş Evi, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yanmıştır. Harap haliyle bile güzel bir yapıdır. Osmanlı sosyal sisteminde Kızılay gibi bir yer tutan imaret sisteminin açların ve ihtiyaç sahiplerinin doyurulması işleviyle de sözkonusu Aşevi, tarihimizde anlamlı bir yer tutmaktadır.

Öte yandan fetihten önce de bir tekkenin varolduğu belirlenen Hıdırlık'ta, 15. yüzyılın ilk yarısında Şah Melek Paşa, ardından da Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Sadrazam İbrahim Paşa tarafından birer zaviye yaptırılmıştır.

Evliya Çelebi, 1641'de Sadrazam Kara Mustafa Paşa (Kemankeş) Edirne halkının isteğine uyarak bu tekkeyi kaldırttığını yazar. Tekke, Sultan IV.Mehmet'in burada bir köşk yaptırmasından sonra yeniden açılmıştır.

[Sayfa Başı]

Karaağaç Yolu ve Karaağaç Semti

Karaağaç Yolu Tarih, doğa ve kuş sesleri arasında uzanan emsalsiz bir yoldur. "Meriç Köprüsü", "Eski (Jandarma) Karakol Binası" ve "Tarihi Tren Garı" ile "Hacı Adil Bey Çeşmesi" Karaağaç'a ulaşan tarihi parke taş yolun altın parçaları gibidir.

Yakın geçmişteki Karaağaç'tan köprüye kadar uzanan ek tren yolundan kalma bu güzelliklerle başlayan Karaağaç Yolu (son dönemde bilinen adıyla Lozan Caddesi) Edirne'nin en güzel mesire yerlerinden olan Söğütlük Ormanı'ndaki yeşillik ve bülbül sesleriyle sarmaş dolaş olur.

[Sayfa Başı]

Yol boyunca gördüğünüz tarihi ağaçların zamanla dinamit lokumları konulmak üzere kullanılan kovukları İkinci Dünya Savaşı'na hazırlanan Trakya'nın o dönemini çarpıcı bir şekilde vurgulamaktadır.

Edirne'nin batısından Tunca'yı sonra da Meriç'i aşan köprülerden ve güzel bir koru içinden geçen 5 km.'lik yol, kentin Karaağaç Semtine varır. Karaağaç, yakın geçmişin siyasal olaylarından Edirne'nin, en fazla zarar gören semtidir.

T.Ü.Rektörlük Binası 1915'te Bulgaristan'ı kendi yanında savaşa sokmak için Almanya'nın yaptığı şiddetli baskı yüzünden, Karaağaç, Meriç batısındaki tüm Türk topraklarıyla birlikte Edirne'den ayrıldı. Ancak 1923 yılında Lozan Anlaşmasıyla geri alınabildi. Bugün bu anlaşmayı simgeleyen anıtıyla, tarihi Tren İstasyonu ve yine tarihi Trakya Üniversitesi Rektörlük binasıyla Edirne'nin en güzel ve şirin semtlerindendir.

Edirne'ye dört kilometrelik doğa ve tarih yoluyla bağlanan Karaağaç Mahallesi, bir yaklaşıma göre Antik Orestia şehri üzerine kurulmuş olup; adını burada bir zamanlar varolan Karaağaç ormanlarından almıştır.

Eski yıllarda, Karaağaçlılar geçimlerini şarapçılıktan sağlarlarmış.

Yakın geçmişte Karaağaç; zengin Edirneliler ile azınlık önde gelenlerinin ve görevli memurların yaşadığı gözde bir yerdi. Karaağaç 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile burada yaşanan ünlü diplomatik tartışmalar sonunda, Savaş Tazminatı yerine sayılmak üzere Türk topraklarına katılmıştır. Burada yaşayan Karaağaçlı Rumlar, mübadele sonrasında sınıra yakın bir yerde yine aynı adı taşıyan bir köy kurmuşlardır. Şimdiki Karaağaçlılar ise mübadele döneminde gelmişlerdir. Günümüzde eski zengin çehresinden çok şey kaybetmesine rağmen, Karaağaç, yerleşim biçimi ve eski evleriyle etkileyici güzellikler sunmaya devam etmektedir.

[Sayfa Başı]

Tarihi Edirne Garı

Tarihi Gar Mimar Kemalettin tarafından projelendirilen bu muhteşem bina, onarım ve düzenleme sonrasında 19 Temmuz 1998'de Trakya Üniversitesi Rektörlüğü olarak hizmete açılmıştır.

Pazarkule Sınır Kapısı

Edirne'ye gelenlerin en çok görmek istedikleri yerlerden biri de Pazarkule Yunanistan sınır kapısıdır.

Pazarkule'ye giden yolun kenarındaki Eski Edirne Milletvekili Dr. Bahattin Öğütmen'in Köşkü ise tarihi Edirne Evleri'nin çarpıcı bir örneğidir.

[Sayfa Başı]

İçindekiler Tablosu

İlgili Bağlantılar

Edirne Tarihi ve Kültürü, hakkında ciltlerce yayın yapılabilecek kadar geniş kapsamlı bir konudur. Kentimizi tanıtan basılı pek çok yayın olmakla birlikte, elektronik ortamda bu tür bir belgenin eksikliğini gören Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı, bu çalışmayı yaparak, İlimizin tanıtımına küçük de olsa bir katkıda bulunmayı amaçlamıştır.

Bu siteyi oluştururken, Edirne'yi bugünü yaşadığımız bir yer olduğu kadar, geçmişimizi, eski nesillerimizi de kopması mümkün olmayan bir göbekbağıyla hissettiğimiz; canlı bir müze gibi düşündük. Bu durum, özellikle Edirne için, İstanbul ve Bursa'dan çok daha fazla geçerlidir. Güzel Edirnemiz bir metropol değildir, sanayileşme ve göç gibi nedenlerle kalabalıklaşıp büyük bir köy haline gelmemiş, tarihini ve kültürünü, düzensiz yapılaşma ve insan kalabalıklarıyla boğmamış, geçmişini günümüzde de yaşatabilecek kadar bakirliğini korumuştur. Bu yönüyle de; Osmanlı Atalarımızdan kalan en etkileyici şehir olarak kalbimizde yer etmiştir. Edirne; bir anlamda yaşayan Osmanlı'dır.

Bu çalışmanın Edirnemizi farklı ve güzel yönleriyle tanımanızda biraz olsun yardımcı olması dileğiyle...

  • İsmail ASLAN
  • Edirne Vergi Dairesi Başkanı

K A Y N A K Ç A

  • Edirne'de Tarih, Kültür, İnanç Turu - Ayhan Tunca - 2005
  • Sosyo-Ekonomik Yapısıyla Edirne - ETSO Bilimsel Yayınları - 2002
  • Edirne Şoför Eğitim Kitabı - Edirne Şoförler ve Otomobilciler Odası - 1994
  • Edirne Valiliği İl Almanağı - 2006

Valid XHTML 1.0 Strict

Edirne'nin Yaşadığı İşgaller - Dört İşgal Dönemi

Tabyalar 1361 yılında fethedilen Edirne, 1829 Rus işgaline dek 459 yıl işgal yaşamamıştır. 1829 Rus İşgaline gelene kadar gerçekleşen tarihi olaylar silsilesi şu şekildedir:

İlk Rus İşgali Dönemi

Savunma Topları Sultan III.Selim'den sonra tahta çıkan Sultan II.Mahmud'un kararıyla, "Vakayi Hayriye - Hayırlı Olay" olarak anılan ve Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla sonuçlanan olaydan sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nun yeni kurulan, daha yeterince teşkilatlandırılamamış bir Ordu'yla neredeyse Ordusuz denilebilecek bir döneminde, Ruslar bu zaafı değerlendirip savaş ilan ederler ve ünlü 1828-1829 Osmanlı - Rus Savaşı böylece başlamış olur. İki yıl süren bu savaşta, 1828 yılındaki ilk Rus saldırısı durdurulduysa da, 1829 yılındaki ikinci saldırılarıyla Ruslar, Sadrazam Reşit Paşa yönetimindeki Osmanlı Ordusunu yenilgiye uğratırlar ve Edirne fetihten beri ilk kez işgal yaşar. Kent, savaşın bitiminde Osmanlı Tarihinin en ağır anlaşmalarından birine tanık olur.

[Sayfa Başı]

Edirne Anlaşması

Osmanlı İmparatorluğu'nun Küçük Kaynarca Anlaşmasından sonra imzaladığı en ağır anlaşmadır. Önemli maddeleri özetle şunlardır:

  1. Ruslar, aldıkları toprakları geri verecek, Prut Nehri sınır olmaya devam edecekti.
  2. Rus Ticaret Gemilerine boğazlardan geçiş hakkı tanınacak, Rus uyruklular Osmanlı topraklarında serbestçe ticaret yapabileceklerdi.
  3. Eflak ve Boğdan'da Osmanlı Askeri bulunmayacaktı.
  4. Osmanlı İmparatorluğu 11.5 milyon duka altın savaş tazminatı ödeyecekti.

[Sayfa Başı]

İkinci Rus İşgali Dönemi

Edirne Kalesi Edirne'nin ikinci kez işgali, halk arasında 93 Harbi olarak ta bilinen 1877-78 Osmanlı - Rus Savaşı'na rastlar. Nisan 1877'de başlayan savaş, irili ufaklı bir dizi çatışmanın ardından Rusların Edirne üzerine yürümesiyle gelişir. Bunun üzerine Kentteki askeri birliklerin komutanı Ahmet Eyüp Paşa kenti boşaltır ve 20 Ocak 1878'de teslim olur. Savaş, 31 Ocak 1878'de Edirne'de barış ilkelerini saptayan bir anlaşmayla kesilir. Savaşı sonuçlandıran asıl anlaşma ise 3 Mart 1878'de imzalanan Ayestefanos Anlaşmasıdır.

1903 yılındaki Bulgar İsyanı dışında Edirne, 1877-78 savaşını izleyen yaklaşık 30 yılda savaş görmedi, barış içinde yaşadı.

[Sayfa Başı]

Bulgar İşgali - Üçüncü İşgal Altındaki Dönem

Edirne, üçüncü kez 1913'te işgal edildi. 22 Eylül 1912'de Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan temsilcileri, Sofya'da toplanarak saldırıya yönelik bir bağlaşma anlaşması imzaladılar. Bağlaşıklar, Ekim ayı ortalarında Osmanlı Topraklarına saldırdılar.

9 Ekim 1912'de de Bulgarlar'ın Edirne saldırısı başlar. Ünlü Edirne Müdafii Şükrü Paşa'nın örgütlediği Edirne Savunması, her türlü yokluk ve yoksunluğa rağmen altı aya yakın sürer. 26 Mart 1913'te kent Bulgarlar'a teslim edilir.

[Sayfa Başı]

Balkan Savaşı'ndan Tarihi bir kesit : Hıdırlık Tabyası

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı nedeniyle inşa edilen ve en son Balkan Savaşlarında kullanılan Tabyaların en büyüğü Hıdırlık Tabyası'dır. Diğer önemli bir Tabya olarak Kıyık Tabyası Balkan Savaşı Müzesi haline getirilmiştir. Ancak tarihi açıdan Hıdırlık Tabyası daha büyük önem arzeder. Bu tabya; ünlü Edirne Savunması sırasında Komutan Şükrü Paşa'nın karargah olarak kullandığı ve Edirne teslim olduğunda beyaz teslim bayrağı'nın çekildiği tarihi yer olarak bilinir.

[Sayfa Başı]

Edirne Savunması ve Şükrü Paşa Hakkında

Şükrüpaşa Anıtı Şükrü Paşa 1912-13 Balkan Savaşı sırasında, Edirne'yi kendisinden istenen süreden fazla Savunarak düşmanın İstanbul'a geçmesini önleyen ünlü bir kahramandır. Edirne büyük acılar ve yoksulluklar içinde 155 gün düşmana karşı, onun Komutanlığında savunulmuş ve kendisine Edirne Müdafii adı verilmiştir. Ancak 5 aylık savunma sonunda, 26 Mart 1913 günü, biraz da Edirne'nin Ata yadigarı ünlü Selimiye Camisi gibi mukaddes mekanlarının, top atışlarıyla yok edilmesini engellemek amacıyla,teslim olmayı kabul ederek kılıcını Bulgar komutanı General İvankov'a teslim etmiştir. Ne var ki bu savunmada gösterdiği kahramanlık nedeniyle Kendisine hayran olan ve saygı duyan Bulgar Kralı Çar Ferdinand, Kılıcı Şükrü Paşa'ya Edirne'de iade etmiş ve barış yapılana kadar Paşayı bir esir gibi değil misafir gibi ağırlamıştır.

Şükrü Paşa 1857 Erzurum doğumludur. Almanya'da dört yıl eğitim görmüş olup, Almanca, İngilizce ve Fransızca bilmekteydi. Harbiye ve Darüşşafaka Okullarında balistik ve matematik öğretmenliği de yapan Şükrü Paşa Edirne'ye topçu komutanı olarak tayin edilmişti. Tuğgenerallikten Orgeneralliğe kadar süren görevini Edirne'de yaptı. Savaş yıllarının olumsuz koşulları nedediyle yakalandığı siyatik hastalığını tedavi için gittiği Bursa Kaplıcalarında zatürre oldu ve bu hastalık nedeniyle İstanbul'da 5 Haziran 1916'da vefat etti. Mezarı önceleri Merkez Efendi Mezarındayken yakın zamanda adına yapılan Şükrü Paşa Anıtı'na getirilmiştir."

30 Mart 1913'te imzalanan Londra Barış Anlaşması ile, Türkiye - Bulgaristan sınırı Midye - Enez Hattı olarak belirlendi.

[Sayfa Başı]

Bulgar İşgalinin Sona Ermesi

Böylece Edirne, Bulgaristan'a terkedilmiş oldu. Balkan Savaşı neticesinde Osmanlı İmparatorluğu'ndan elde ettikleri toprakları paylaşamayan Balkan Devletleri, yeniden, bu kez aralarında savaşmaya başladılar. Bulgaristan, bir süre sonra Romanya ve Sırbistan'ın saldırısına uğrayınca, Edirne'yi boşaltmak zorunda kaldı. Bundan yararlanan Osmanlı Hükümeti harekete geçti ve Enver Paşa komutasındaki birliklerimiz 21 Temmuz 1913'te Edirne'yi işgalden kurtardı. 29 Eylül 1913'te imzalanan İstanbul Anlaşmasıyla da fiili durum resmiyet kazandı.

[Sayfa Başı]

Edirne'nin Son İşgali

Edirne, I. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte bir başka önemli gelişmeye tanık oldu. Yunanlılar'ın Mondros Mütarekesini izleyen günlerde Anadolu ve Trakya'da başlattıkları işgal hareketleri 25 Temmuz 1920'de Edirne ve tüm Doğu Trakya'nın istila edilmesiyle sonuçlandı. Edirne, son defa yaklaşık iki yılı aşkın bir süre Yunan işgali altında kaldı.

[Sayfa Başı]

Edirne'nin Kurtuluşu

Kuvvay-ı Milliye'nin gösterdiği güçlü direniş ve Yunanlıları Sakarya'da uğrattığımız ağır yenilgi, İtilaf Devletlerini 1922 yılı içinde tutum değişikliğine zorladı. Nitekim Mart 1922'de toplanan Paris Konferansı, Edirne ve Kırklareli dışında, bütün Doğu Trakya'nın bize geri verilmesini önermişti. Doğal olarak Ata yadigarı Edirnemizin işgal altındaki durumunun devamını öngören bu tasarı, Ankara Hükümetince reddedildi.

Edirne'nin kaderi, Büyük Taarruz'un zaferle sonuçlanmasıyla değişmeye başladı. 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesine göre Yunanlılar Karaağaç'ta içinde olmak üzere Meriç'in batısına dek bütün Doğu Trakya'dan çekilecek, yerlerine geçen itilaf birlikleri bu bölgeyi, en çok bir ay içinde Türk Birliklerine bırakacaklardı.

[Sayfa Başı]

Mudanya Mütarekesi, 14 Ekim 1922'den başlayarak yürürlüğe girdi. 25 Kasım 1922'de birliklerimiz Edirne'ye ayak bastı. Lozan Konferansı uyarınca, Karaağaç Nahiyesi ile İstasyonunun 15 Eylül 1923'te boşaltılmasından sonra, Trakya tam olarak işgalden kurtulmuş oldu ve bugünkü sınırlarımıza ulaşıldı. Tarihinde yeni bir sayfa başlayan Edirne, böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin sınır kenti, serhad şehri oldu.